Bir hikâyeyi yaşadılar, empatiyi öğrendiler
Okula yeni başlayan bir çocuğun heyecanını ve çekingenliğini drama etkinliğiyle birlikte ele aldık.

Bugün öğretmenlerimizin gerçekleştirdiği drama etkinliğinde, okula yeni başlayan bir çocuğun yaşadığı heyecanı, çekingenliği ve arkadaşlarıyla kaynaşma sürecini birlikte ele aldık.
Çocuklarımız, karakterlerin yaşadıkları üzerinden farklı duyguları keşfederken; “Ben onun yerinde olsaydım ne hissederdim?” sorusunun cevabını da deneyimleyerek buldular.
Neden bu hikâye?
Eylül, okula yeni başlayan çocukların ve onları bekleyen sınıf arkadaşlarının ayı. Yeni gelen çocuk için kapıda vedalaşmak zor; sınıftaki çocuklar içinse ağlayan bir arkadaşı anlamak yeni bir deneyim. Hikâyeyi bu yüzden seçtik: Sınıfın tamamı, aynı anda hem “yeni gelen” hem de “karşılayan” olmayı denedi.
Etkinlikte çocuklar sırayla farklı rollere girdi. Yeni gelen çocuğu canlandıran, kapıda annesinin elini bırakmamanın nasıl hissettirdiğini anlattı; karşılayan rolündekiler ise “yanına gidip oyuncağımı gösterebilirim” gibi kendi çözümlerini üretti.
Drama sınıfta ne yapıyor?
Drama sayesinde yalnızca bir hikâyeyi canlandırmadılar; birbirlerini anlamayı, farklılıkları fark etmeyi ve yaşadıkları duyguların başkaları için de gerçek olabileceğini keşfettiler. Drama ve sosyal-duygusal gelişim çalışmalarımızda amaç tam olarak bu: Duyguyu adlandırmak, başkasının yerine geçmek ve kendini ifade etmek.
Bu etkinlik, uyum sürecindeki çocuklar için de bir destek. Ailelerin ilk haftalarda neler yapabileceğini anaokuluna uyum süreci yazımızda ayrıntılı anlattık; sınıfta ise rehberlik birimimiz yeni başlayan çocukları yakından takip ediyor.
Drama, kapalı alandaki atölye çalışmalarının ve günlük İngilizce etkinliklerinin de parçası: Bir karakteri canlandıran çocuk, dili ve duyguyu aynı anda kullanıyor.
“Çünkü bizce eğitim, yalnızca öğrenmek değil; hissetmek, anlamak ve birlikte büyümektir.”
